Vakıf

mükellef kimsenin; kendi mülkü olan belli ve dayanıklı malının menfaatini bir şarta bağlamadan Müslüman veya zımmi fakirlere bırakması. Vakıf; lügatte habs ve men etmek, alıkoymak manalarına gelir. Vakf yapana vakıf, vakf edilen şeye mevkuf denir.Vakfı idare edene mütevelli, mütevelliyi kontrol edene nazır, vakıf şartlarının yazılı olduğu belgeye de vakfiye denir. Vakfedilen mal, sahibinin mülkünden çıkar. Satılmaz, bağışlanmaz, miras bırakılmaz. Vakıf, dünyada insanlara ihsan ve ikram etmek gayesiyle kurulur. Vakıf, ibadet değil kurbettir. Yani sevab kazanmak için yapılan bir iştir.

Vakıfların çok eski bir tarihi olup, Peygamber efendimizden önceki peygamberler zamanlarında da vakıflar kurulmuştur. Önce dini gayelere dayalı olarak kurulan vakıflar, zamanla sosyal gayelerle kurulmaya başlanmıştır. Dini manada vakıf olmayıp cemiyeti ilgilendiren hususiyetlerinden dolayı vakıf adı verilmiş olan kuruluşlara, eski milletlerden Mısırlılar, Romalılar ve diğerlerinde de rastlanır.

İslamiyetin gelmesiyle hakiki hüviyetine kavuşan vakıf müesseseleri, Müslümanları hayra, yardıma ve iyilik yapmaya teşvik eden ayet-i kerimeler, vakıfla alakalı hadis-i şerifler, icma-i ümmet ve Sahabe-i kiramın tatbikatı esaslarına göre kurulmuştur. İslamiyette ilk vakıf, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam tarafından Hicret'in üçüncü senesinde Medine-i münevverede kuruldu. Peygamber efendimiz kendi mülkü olan yedi hurmalığı Müslümanlığı koruma maksadıyla vakfetti. Peygamber efendimizin sünnetine tabi olan Hulefa-i raşidin ve diğer Eshab-ı kiram da (radıyallahü anhüm) vakıflar yaptılar. Emeviler zamanında vakıf müessesesinde büyük gelişmeler oldu. Abbasiler zamanında İmam-ı Ebu Yusuf hazretleri vakıf müessesesinin hukuki mahiyetini tespit etti. Orta Asya'dan Atlas Okyanusuna kadar her tarafta camiler, ribatlar, kervansaraylar, medreseler, tekkeler, mektepler, köprüler, yollar, hastahaneler, imaretler gibi pekçok hayırlar yapılarak vakf edildi. Büyük Selçuklular zamanında Müslümanlar tarafından vakıf kurma işleri daha da hızlandı.

Müslümanlar, "Bir kimse ölünce, ameli kesilir, amel defteri kapanır. Yalnız şu üç kimsenin amel defteri kapanmaz: Sadaka-i cariyesi, ilmi bir eseri, kendisine dua eden hayırlı bir evladı olan" mealindeki hadis-i şerifte haber verilen bir sadaka-i cariye bırakabilmek için adeta birbirleriyle yarış ettiler. Anadolu Selçukluları, Danişmendliler, Gazneliler, Atabegler, Eyyubilerle Hindistan,Afganistan ve diğer Müslüman ve Türk devletlerinde birçok vakıf kuruldu. Mısır'daki Memlukler döneminde iyice gelişip yaygınlaştı.

Vakıflar, en büyük gelişmeyi Osmanlılar zamanında gösterdi. "İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olanıdır" hadis-i şerifini rehber edinen Osmanlılar, her sahada olduğu gibi, bu sahada da muazzam ve kalıcı eserler meydana getirdiler. Vakıf yoluyla tesis edilen bu sayısız eserler, muazzam Osmanlı ülkesini bir baştan diğer başa ağ gibi ördü. 1530-1540 seneleri arasında yapılan vakıflarla ilgili tahrirlere göre; yalnız Anadolu eyaletinde vakıf yoluyla 45 imaret, 342 cami, 1055 mescit, 110 medrese, 154 muallimhane, 1 kalenderhane, 1 mevlevihane, 2 darülhuffaz, 75 büyük han ve kervansaray kuruldu. Bu müesseselerde vazife yapan 121 müderris, 3756 hatib, imam ve müezzinle 3229 şeyh, şeyhzade, kayyım, talebe veya mütevellinin iaşe giderleri ve maaşları vakıf gelirlerinden karşılandı.

Yine aynı tarihlerde Karaman eyaletinde vakıf yoluyla 3 imaret, 75 cami, 319 mescit, 45 medrese, 272 zaviye, 2 darülhadis, 31 darülhuffaz, 4 muallimhane, 2 darüşşifa, 14 kervansaray, Rumeli eyaletindeyse; 10 imaret, 93 cami, 218 mescit, 35 medrese, 275 zaviye, 13 muallimhane ve 17 kervansaray tesis edildi.

Tesis edilen bu vakıflar gördükleri hizmetlere göre değişiklik arz ederdi. Yukarıda zikredilenlerden başka, su yolları, su kemerleri, çeşme ve sebiller, yollar, kaldırımlar, aşevleri, dul ve yetim evleri, çocuk emzirme ve büyütme yuvaları gibi vakıf eserleri tesis edilmiştir. Bunlardan başka namazgah, kütüphane, dükkan, misafirhane, kuyular, çamaşırhane, hela, han, hamam, bedesten, türbe, iskele, deniz feneri,ok ve güreş meydanları, esir ve köle azad etmek, fakirlere yakacak temin etmek, hizmetçilerin efendileri tarafından azarlanmaması için kırdıkları kase ve kapların yerine yenilerini almak, gazilere at yetiştirmek, Ağaç dikmek, borçtan hapse girenlerin borcunu ödemek, dağlara geçitler kurmak, öksüz kızlara çeyiz hazırlamak, borçluların borçlarını ödemek, dul kadınlara ve muhtaçlara yardım etmek, çocukları baharda açık havada gezdirmek, mektep çocuklarına gıda ve yiyecek yardımı, fakirlerin ve kimsesizlerin cenazesini kaldırmak, bayramlarda çocukları ve kimsesizleri sevindirmek, kalelere, istihkamlara veya donanmaya yardımda bulunmak, kış aylarında kuşların beslenmesi, hasta ve garib leyleklerin bakımı ve tedavisi gibi pekçok maksatla çeşitli vakıflar kurulmuştur. Müslümanların iki mukaddes beldesi olan Mekke ve Medine şehirlerine, İslam dünyasının her tarafında binlerce vakıf tesis edilmiştir. Bilhassa Osmanlı sultanlarının, devlet adamlarının ve diğer hayırsever kimselerin meydana getirdikleri vakıflarla, her sene Osmanlı ülkesinden buralara ulaştırılan vakıf gelirleri, bütün İslam dünyasının şükran hislerini kabartacak seviyeye ulaşmıştır.

Din ve ırk farkı gözetmeksizin bütün insanlığın hizmetine tahsis edilmiş olan, insanların bedeni ve ruhi hastalıklarını tedavi etmek gayesiyle kurulmuş vakıf hastaneler, darüşşifalar ve tımarhaneler de önemli vakıf müesseseleridir. Bu sağlık kuruluşlarıyla ilgili bazı vakfiyelerde birtakım ilaçların formülleri bildirilmiş, bu formüllere göre yapılan ilaçların hastaların tedavisinde kullanılması istenilmiştir. Sosyal hizmetler yönünden pek önemli olan imaretlerse, seyahatin meşakkati altında yorgun düşen yolcuların istirahatini temin ederek, din ve kültür birliğinin kurulmasını sağlamış, açlık tehlikesiyle karşı karşıya bulunan ümidsiz kimselere bir sığınak vazifesi görmüş, dini ve insani vecibeleri en iyi şekilde yerine getirmiştir. İmaretler bünyesinde yer Alan darüşşifalar, halkın poliklinik ve hastane hizmetlerini görmüştür. Bu hizmetler devrin en selahiyetli tıp otoriteleri eliyle parasız olarak yapılırdı. İmarethaneler yüzlerce yetime maaş bağlamak, binlerce fakirin karnını doyurmak, dul kadınları himaye altına almak, yetim ve fakir çocuklarını okutmak üzere mektepler açmak gibi hizmetlerle gerçekten Türk hayırseverliğinin takdirle yadedilecek birer şefkat abidesi hüviyetindeydiler.

Şehirlerarası nakliyenin sağlanması için pekçok yol, köprü ve kalenin inşası önemli ticaret yolları üzerindeki konak yerlerinde kervansaraylar kurulması vakıflar sayesinde gerçekleşmiştir. Sokakların adınlatılıp temizlenmesi ve bazı şehirlerin muhtelif yerlerinde bahçeler açılması gibi hizmetler de vakıf yoluyla yaptırılmıştır.

Osmanlı iskan siyasetini kolaylaştıran önemli unsurlardan biri olan ve Osmanlı Devletinin başlangıcından itibaren; ülkenin çeşitli yerlerinde kurulan tekkeler, ahi ocakları ve bunların masrafları vakıflar yoluyla karşılanmıştır. Ahiler, yerleştikleri yerlerde devlet politikasının propagandasını yaptıkları gibi, gelip gidenleri misafir etmişler, gerektiğinde harbe katılmış, halkı da bu işe teşvik etmişlerdir.

Yüzyıllar boyunca İslam ve Türk dünyasında ictimai nizamın korunmasına fertler arasında yardımlaşma ve dayanışma yoluyla karşılıklı sevgi bağının kurulmasına, başka bir ifadeyle insanlığın dünyevi ve uhrevi saadetine hizmet eden birer sosyal kuruluş olarak önemli bir yer tutan vakıflar, Osmanlı devlet nizamının kurulmasında ve devam etmesinde temel faktörlerden biri olmuştur.

Osmanlılar zamanında kurulan vakıf müesseseleri iki kısımda incelenmektedir. Birincisi; vakfedilen şeyin bizzat kendisinden faydalanılan vakıflardır. Müessesat-ı hayriye de denilen, camiler, medreseler, mektepler, imaretler, zaviyeler, kütüphaneler, misafirhaler, köprüler, hastahaneler, çeşmeler, sebiller ve kabristanlar bu kısma girer. İkincisi ise; vakfedilen şeyin bizzat kendisinden faydalanılmayan, fakat birincilerin sürekli ve düzenli bir şekilde işlemesini temin eden bina, arazi, nakit para vs. gelir kaynaklarının teşkil ettiği vakıflardır. Bunlara asl-ı vakf denilmektedir. Vakfedilen bu nesneler arasında bazı köylerin tamamı, her türlü ziraat işletmeleri, çiftlikler, tarlalar, üzüm bağları, bahçeler, mesken olarak kullanılan binalar, dükkanlar ve iktisadi gaye için yapılmış başka yapılar gibi gayr-i menkuller ve hayvan derisi, gemi, nakit para gibi menkuller görülmektedir. Mülkiyeti devlete ait olan ve arazi-i miriye adı verilen toprakların da vakıf haline getirildiği görülmektedir; buna vakıf-ı irsadi adı verilmektedir. Ancak vakfedilen şey bu arazilerin çıplak mülkiyeti değil, ya üzerinde çalışan kimselerin devlete ödemek zorunda oldukları vergiler veya arazinin tasarruf hakkıydı. Tahsis ve irsad kabilinden evkaf adı da verilen bu vakıflarda esas olan, vakfedilen gelirlerin devlet bütçesinden karşılanması, gereken hizmetlere tahsis edilmesidir.

Osmanlılardaki toprak vakıfları da üç kısma ayrılmıştır:

Birincisi; sahiplerinin mülkü olan öşürlü ve haraclı toprakların vakfedilmesiyle meydana gelen toprak vakıflarıdır. Bunlar, mülkiyeti devlet tarafından satılmış veya imar ve ihya maksadıyla kolonizatör Türk dervişlerine ve zaviye sahiplerine mülk olarak terk edilen boş toprakların vakıf haline getirilmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu toprakları vakıf sahiplerinin kendileri veya adamları işlemektedir. Kiraya verildiği takdirde vakıf idarecisi toprağı işleyen köylülerden sadece toprak kirası isteyebilmekte bunun dışında onlar üzerinde idari ve inzibati selahiyetleri ve resmi sıfatları bulunmamaktadır.

İkincisi; malikane-divani sistemine bağlı toprakların vakfedilmesi halinde, vakfedilen şey, topraktan ve toprak üzerinde yaşayan köylülerden alınan her türlü vergiler olmayıp, sadece toprağın kuru bir mülkiyet hakkıdır. Bu mülkiyet hakkına malikane hissesi denilmekte olup, umumiyetle mahsulün beşte biri, yedide biri veya onda biri olarak kabul edilmektedir. Vakfedilen bu haktır.

Üçüncü kısmı ise; bilcümle hukuk-ı şer'iye ve rüsum-ı örfiyesiyle ve serbestiyat üzere vakfedilen topraklardır.

Burada söz konusu edilen vakıflardan birinci ve ikincisi vakf-ı sahih, üçüncüsü ise vakf-ı irsadidir.

Osmanlılarda, önceleri padişah ve Harameyn vakıfları için teşkilatlı nezaretler kurulmuş, 1839'da kurulan ve taşrada teşkilatlandırılan Evkaf-ı Hümayun Nezareti, imparatorluktaki bütün vakıfları merkezi bir idareye kavuşturmuştur.

Osmanlıların yapmış olduğu vakıflarda, İslamiyetin vakfetme şartlarına azami bir titizlikle riayet edilmiştir. İslamiyette Vakıf, faydalanılması mübah ve mümkün olan mülk ve maldan olur. Vakfedilen maldan yalnız veya en sonra bir mescidin veya fakirlerin faydalanmasını bildirmek şarttır. "Şu arazim fakirlere sadaka olarak ebedi bir vakıftır." "Şu malım Allah için vakıftır" gibi vakfa mahsus sözlerle vakıf yapılır. Adete göre zenginler de istifade edebilir. Vakıfın yani vakfedenin, vakfı idare için tayin ettiği kimse nazır ve mütevelli olur. Vakıf, malını mütevelliye teslim eder. Nazır ve mütevelli sonra ölürse, bunların vasiyet ettiği olur. Bunlar yoksa, kadı yani hakim bir mütevelli tayin eder. Bu tayinde vakıfın evlad ve yakınlarından ehil olanların tercih hakları vardır. Vakıf sahibinin tayin ettiği mütevelli, nazırın bilgisi altında vakfı idare eder. Akd ve alış-veriş yapar. Malını vakfeden kimse bunu hakime tescil ettirdikten, yahut mütevelliye teslim ettikten sonra vaz geçemez. Mülkümü vakfettim diyen kimse, tescil ettirmeden önce vazgeçebilir.

Vakfın gelirinden, önce tamir, sonra hizmet edenlerin ve nazırın ücretleri ödenir. Vakıf binaların tamirleri, içinde parasız oturmaya hakkı olanların malları ile yapılır. Yapamazlarsa kadı (hakim) bunları çıkarıp, kiraya verip, ücretleriyle tamir ettirir, sonra bunlara teslim eder. Kiracı bulunmazsa hakim tarafından harab bina satılıp, parasıyla başkası alınıp, mütevelliye teslim edilir. Başkasını satın alamazsa para fukaraya dağıtılır. Bu işi ancak kadı yapar. Fakat kadı vakıfın şartlarına aykırı hüküm veremez. Herkesin bu şartlara uyması lazımdır. Ancak kadının hıyanet eden mütevelliyi ve nazırı azl etmesi vacibdir.

Bina, tarla, kuyu gibi nakledilmeyen şeyler sözbirliğiyle vakfolunur. Nakledilmeyen şeyle birlikte buna lazım olan naklolunan şey de İmameyne göre vakfolunur. Vakfedilmesi adet olan menkul mallar yani taşınabilir şeyler, İmam-ı Muhammed'e göre yalnız olarak da vakfolunur. Bu imama göre altın, gümüş, yani para da vakf olunur. Hacm ve vezn (tartı) ile ölçülen şeylerin hepsi böyledir. Hacimle, vezinle ölçülen eşya satılıp bedelleri ve vakıf paraları fakirlere ödünç verilir ve müdarebe yoluyla sermaye olarak tüccara verilir ve kara ortak olunur. Vakfın hissesine düşen karlar fakirlere sadaka verilir. Vakfolunan paranın misli hep vakfın emrinde kalması lazımdır. Bununla bir şey satın alınmaz ve borç ödenemez. buğdaylar fakir olan köylüye tohumluk olarak ödünç verilip yeni mahsulden ödenmek şartıyla vakfolunur. Sütü fakirlere verilmek üzere inek vakfolunur. Ev eşyası gibi vakfı adet olmayan şeyleri vakfetmek caiz değildir.

Cumhuriyet devrinde vakıflar: Birinci Büyük Millet Meclisinde kabul edilen ilk "Teşkilatı Esasiye" kanununda, din işleri devlet işlerinden ayrılmamıştı. Bakanlar Kurulunda bir de "Şer'iye ve Evkaf Vekaleti" vardı. Cumhuriyetin ilanından sonra 3 Mart 1924'te bu vekalet kaldırıldı. Cumhuriyet hükumeti vakıfların yönetilmesini din işlerinden ayırarak bağımsız bir devlet teşkilatına verdi. Bu gayeyle kurulan "Umumi Evkaf Müdürlüğü" başbakanlığa bağlandı. 22 Şubat 1926 tarihli kanunlar, doğrudan doğruya merkezden idare edilen vakıfların, belediyeler ve genel menfaatlere yarar başka kuruluşlara satılması kabul edildi.

Daha sonra vakıfların cinsleri ve yönetim şekilleri değiştirildi. 5 Haziran 1935 tarihinde çıkarılan bir başka değişik kanunla "Vakıflar Umum Mütürlüğü" kurularak, Türkiye'deki bütün vakıfların idaresi bu teşkilata verildi.

Yeni kanuna göre vakıflar başlıca iki kısma ayrılmıştı. 1) Mazbut Vakıflar, 2) Mülhak Vakıflar. Bunlardan Mazbut Vakıfların yönetimi doğrudan doğruya Vakıflar Umum Müdürlüğüne, Mülhak Vakıfların yönetimiyse, devletin denetlemesinde olan "mütevelli" adı verilen kişideydi. Bunlar daha ziyade Aile vakıflarıydı.

Vakıfların idaresi daha sonra 17 Haziran 1938'de çıkarılan bir başka kanunla yeni esaslara bağlanmıştır. Bu yeni esaslara göre kurulan teşkilat, Türkiye'deki bütün vakıfları yönetmekle vazifelendirilmiştir. Buna göre, 1935 yılında kabul edilen "Vakıflar Kanunu" esas alınarak kurulan "Vakıflar Umum Müdürlüğü" tam yetkili olup, Türkiye'deki bütün vakıfları yönetip temsil etmeye, bütün vakıfları koruyup imar etmeye ve bir idare meclisinin yönetimi altında bu vazifeleri yapmağa memur edilmişti. Vakıflar Umum Müdürlüğünün merkez ve illerde kurulmuş teşkilatı vardır. Kanuna göre, Vakıflar Umum Müdürünü Başbakan seçer, Cumhurbaşkanı da tasdik eder.

Vakıflar İdaresi, bugün de yurdumuzda kendi çapında hizmetler görmektedir. Eski eserlerin tamiri, fakir çocuklar için yurtlar inşa etmesi, fakirler için az da olsa imaretler açması ve muhtaçlara aylık bağlaması gibi sosyal hizmetleri yapar.

Vakıflar hakkında son kanun değişikliğiyle (1967) tarih ve 903 sayılı kanun) yeni teşkil edilecek vakıflar için bazı hükümler getirilmiştir. Bu hükümlerle halkın vakıf kurma arzu ve istekleri teşvik edilmek istenmiştir. Netice itibariyle bu isteklere ulaşılmış ve bugün Türkiye'de sosyal, ekonomik ve kültürel muhtevalı birçok vakıf kurulmuştur. Bu vakıfların dini hükümlü bir özelliği olmayıp, hepsi sosyal muhtevalıdırlar. Bunlar; Koç Holding Vakfı, Hacettepe Üniversitesi Vakfı, Türk Eğitim Vakfı, İktisadi Araştırmalar Vakfı, Türk Donanma Vakfı, Türk Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı ve Türk Kara Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı vs. gibi vakıflardır. Bunların yanında 1986'dan sonra her il ve ilçede Sosyal Yardım ve Dayanışma Vakıfları kurulmuştur. Bazı vakıflar için de vergi muafiyeti tanınmıştır.

Bu tür vakıflar resmi senetle veya ölüme bağlı tasarrufla kurulurlar. Bir vakfın meydana gelmesi için dört unsura ihtiyaç vardır: a) Vakfı kurma iradesiyle hareket eden şahıs, b) Vakfın bünyesini teşkil eden mal topluluğu, c) Malın tahsis edileceği gaye, d) Malın bu gayeye tahsil edileceğine dair irade beyanıdır. Bu unsurları tafsilatla açıklayacak olursak:

a) Vakıf kurmak için malını belli bir gayeye tahsis eden şahsa veya şahıslara, kuran (veya vakıf) denir. Vakıf kurma hakkına tüzel kişiler de haizdir. Hakiki şahıslar vakıf kurabilmek için fiil ehliyetine sahip olmalıdırlar. Vasiler, vesayet altındaki kimselerin mallarını hibe veya vakfedemezler (M.K. 392). Ölüme bağlı bir tasarrufla vakıf kurabilmek için, kişinin tam ehliyetli olması aranmaz. Medeni Kanunun 449'ncu maddesi gereğince 15 yaşını bitiren ve temyiz kudretine haiz olan kişiler vasiyet yoluyla vakıf kurabilirler.

b) Vakfın bünyesini teşkil eden mal topluluğu, menkul veya gayri menkul mal olabileceği gibi vakfın üçüncü şahıslarda olan alacağı da olabilir. Ayrıca ekonomik değeri olan haklar, vakıf kuranın, vakfa karşı bir borç yüklenmesi suretiyle mal tahsisi, Alacak ve borçlardan teşekkül eden mameleki (olanca şeyi) hatta mamelekin gerçekleşeceği anlaşılan geliri dahi vakfa tahsis edilebilir.

c) Vakıfta malın tahsis edileceği gaye, vakıf mallarının sarfedileceği maksadı gösterir. Bu gaye vakfı kuran tarafından serbestçe seçilir. Vakıf kuran, kanunun amir hükümlerine ve Ahlak kurallarına aykırı olmamak şartiyle istediği bir gayeye mallarının bir kısmını tahsis etmek suretiyle vakıf meydana getirebilir. Vakfın gayesinin açık olması ve az çok devamlı olması lazımdır.

d) Vakfın meydana gelebilmesi için vakıf kuran şahsın veya şahısların müstakil hak konusu meydana getirmek maksadıyla kendi mal varlığından ayırdığı belli malı yine belirli bir gayeye tahsis etmek hususunda iradesini açıklaması lazımdır. Medeni Kanuna göre vakıf kurma iradesi şekle tabidir. Vakıf kurma iradesinin tecelli ettiği vesikaya "vakıf senedi" denir. Bu senet noter tarafından düzenlenir. Ölüme bağlı tasarrufla kurulan vakıflarda ise vasiyetname, resmi, el yazılı ve sözlü şekle tabidir. Vakıf kurmak için aranan irade beyanı, tek taraflı hukuki bir muameledir. Bu muameleyle vakıf tüzel kişilik kazanmış olmaz. Ancak tescille tüzel kişilik kazanır.

Vakfın tescili işine, vakfedenin ikametgahının bulunduğu yerdeki Asliye Mahkemesi bakar. Mahkeme gerekli görüp, tescili yaptıktan sonra bunu Vakıflar Genel Müdürlüğündeki "merkezi sicile" kaydolunmak üzere gönderir. Mahkeme siciline tescil istemeğe, vakfın organlarıyla, vakfeden kişi ve teftiş makamı (Vakıflar Genel Müdürlüğü) yetkilidir.

Mahkeme, kanuna, ahlaka ve adaba veya milli menfaatlere aykırı olan veya siyasi düşünce maksadıyla kurulup belli bir ırk veya cemaat mensuplarını desteklemek gayesiyle kurulmuş olan vakıfların tesciline karar veremez. Vakıflar Genel Müdürlüğü, Asliye Mahkemesinin vereceği tescil kararına karşı iki ay içinde Yargıtaya itirazda bulunabilir. Reddedilmiş tescil kararına, tescil talebinde bulunan da temyize başvurabilir. Asliye Mahkemesince uygun görülen tescil ise, Vakıflar Genel Müdürlüğü "Merkezi Siciline" kaydolunarak, Resmi Gazete'de ilan edilir. Böylece vakıf kişilik kazanarak kurulmuş olur.

Vakıfta bir idare heyeti bulunur. İdare heyetinin kimlerden teşekkül edeceğini vakıf kuran, vakıf senedinde serbsetçe tayin eder. İsterse tek başına vakıf kuran ayni görevi kendi yüklenebilir. Vakıf senedinde idare heyeti belli edilmemişse, teftiş makamı(Vakıflar Genel Müdürlüğü) bu organı kurar.

Vakfın son bulması halinde, eğer; vakıf kanuni gerekçelerle (ahlaka-adaba ve kanunun emredici hükümlerine veya M.K. 741'deki sebeplere aykırı hale gelme sonucu, hakim tarafından fesholunmuşsa, bu durumda mal varlığı kanun kuruluşlarına geçer. Vakıf diğer sebeplerle son bulmuşsa, geriye kalan malvarlığı kamu kuruluşlarına aktarılır.


03 Mayıs 2014, 13:54
1636 kez okundu

Vakıf Benzer Başlıklar

nedir-tr nedir sitesinde günlük ve güncel kelimelerin açıklamaları ve anlamı Nedir olarak bulunuyor. ayrıca tüm kelimelerin anlamlamına bakmak için sözlük sayfamızdan bakabilirsiniz

Nükleer Silahlar | Nükleer Tıp | Nükleus | Nükleik Asitler | Nikola-ı |